Karya Bölgesi - Denizden Gelen Tunç'tan Adamlar PDF Yazdır E-posta

Anadolu günümüzde olduğu gibi eski çağlarda da farklı bölgelere ayrılmakta ve her bölgenin kendine özgü bir ismi bulunmaktaydı. Bu nedenle Büyük Menderes Nehri’nin güney batısında kalan bölge, Karya Bölgesi olarak adlandırılmaktaydı. İlk uygarlıkların başladığı, bilim ve kültürlerin geliştiği bir alan olan bu topraklar, tarihsel anlamda da sonsuz bir bereketin ve zenginliğin merkezi olmuştur.

Karyalıların tarihe vurdukları damga

 

Gümüşkesen Anıtı, Milas

Özellikle Anadolu’da üretilen ve geliştirilen bazı ürünler "bakır, obsidiyen, sileks, parfüm, zeytin ve zeytinyağı" komşu ülkelere pazarlanmaktaydı. Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Karya topraklarında doğup büyüyen maden ve seramik ustaları zaman içinde olağanüstü eserler üretmiş ve ustalıkları konusunda yaratıcılık göstermişlerdir. Karyalı seramik ve maden ustaları, Batı Ege’de çok önemli bir yere sahiptiler. Örneğin, savaş başlığı üzerine sorguç takılması, kalkanların üzerine bazı işaretler kazınması ve kalkana kulp takılması Karyalıların icadıdır. Bu ustalar, zaman içinde olağanüstü yaratıcılık ve üstünlük göstermişlerdir.


Afrodisias Artemisi      Efes Artemisi, Baba Artemis    Tanrıça'nın güzelliği. Güzel Artemis, Efes

Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Didim de ele geçirilen bronz ve gümüş buluntular bu coğrafyanın aynı zamanda madenciliğin merkezi olduğunu doğrulamıştır. Üzerinde yer alan zenginlikleri ile tarih boyunca batının ilgisini çekmiş ve kesinlikle tek bir kültürün esiri olmayan bu bölge, hiçbir yere göç etmemiş olan "Karyalı" ve diğer halkların yarattığı uygarlıkların da beşiği olmuştur. Anadolu halkı, buraya göç eden halka bağrını açmış ve onlara vatan olmuştur. Anadolu’ya gelen bu toplulukların yetiştirdiği maden ustaları ve onların ürettiği ürünler, bütün komşu ülkelere de yayılmıştır. Kazı ve araştırmalarda ele geçirilen buluntuların da kanıtladığı gibi en eski metal buluntular, M.Ö. 8000-5000 yıllarına ait çanak çömleksiz “Neolitik Çağ” yerleşkelerinden bilinmektedir. Son yıllarda Anadolu’nun değişik yerlerinde yapılan kazılarda (Göbeklitepe, Çayönü, Çatalhöyük, Hacılar, Limantepe, Baklatepe ve Çukuriçi Höyük gibi) ele geçirilen buluntular bu görüşü kanıtlamıştır. Teknolojik gelişmeler tarihinde madenin ne denli önemli rol oynadığı düşünüldüğünde Küçük Asya’nın önemi bir kez daha anlaşılmaktadır. Madencilik ve metal işleme sanatının en eski örneklerini aradığımızda yollar bizi kesinlikle Anadolu’ya çıkarmaktadır.

Tarih boyunca insanoğlunu göçe zorlayan en önemli nedenlerin ön sırasında su ve su kaynakları gelmektedir. Karya Bölgesi’ndeki antik yolları izlediğimizde de bunlar bizi kesinlikle bir su kaynağına ve onun yakın çevresine kurulu olan antik bir yerleşim merkezine ulaştırmaktadır. Anadolu’nun birçok yönden gelen göçlere açık olması, insanların bu zengin ve bereketli topraklara gelip yerleşmesini sağlamıştır. Buraya gelip yerleşen topluluklar, yerli halkla kaynaşarak zamanla bağımsız kent devletleri kurmuşlardı. Karya Bölgesi’nde bulunan antik yerleşkeleri de bunların arasında sayabiliriz. Bu kentler, Büyük Menderes Nehri’nin güneyi ve özellikle Bafa Gölü ve Milas çevresinde yoğunluk kazanmaktadır. Bu bölgede sayıları yüzü bulan antik yerleşim merkezi bulunmaktadır. Bu kentlerde yaşayan insanların geçim ve ticaretlerinin ana kaynağını, zeytin, zeytinyağı, üzüm, şarap, seramik üretimi, yün, yapağı, mermer ve balıkçılık oluşturmaktaydı. Özellikle İasos (Kıyıkışlacık) gibi antik kentlerde balık ve balık ticareti çok önemli bir yer tutmaktaydı. Ören, Çömlekçi köy ve Damlıboğaz (Hydai) gibi antik yerleşkelerde ise seramik üretimi çok önemli bir yer tutmaktaydı. Karyalılar, seramik üretimi konusunda oldukça yüksek bir düzeye ulaşmıştı. Yukarıda saydığımız merkezlerin dışında, Lagina (Bozukbağ), Beçin, Olymos (Bahçeburun), ve Afrodisias (Karacasu) gibi yerleşkeler de sayılabilir. Bu merkezlerde üretilen seramikler özellikle 1973 yılından itibaren yapılan kaçak kazılarda ele geçirilmiş ve ne yazık ki, çok büyük bir bölümü dış dünyaya pazarlanmıştır. Ozellikle Hydai (Damlıboğaz) ve Olymos (Bahçeburun) buluntuları bunların arasında çok önemli bir yer tutmaktadır. Batı Anadolu’da ki birçok müze ve özel koleksiyon da bu buluntuların yüzlercesini görmek mümkündür. İasos ta üretilen kımızı damarlı mermer ile, Alabanda (Araphisar), Milas ve Afrodisias’ta üretilen beyaz grenli mermer ve bundan üretilen heykel ve heykeltıraşlık ürünleri antik dünyanın birçok merkezine ihraç edilmiştir. Örneğin, Afrodisiaslı heykeltıraş Zenon’un heykelleri Roma’da çok önemli bir üne kavuşmuştu. Mermerin levhalar halinde kesilme işlemi ilk kez Karya Bölgesi’nde uygulanmıştır. Bunların dışında, yörede üretilen bir çeşit tuzun da özellikle göz rahatsızlıklarında ilaç olarak kullanılmak üzere, ihraç edildiğini bilmekteyiz. Ünlü doğa bilgini ve tarihçi Plinius (M.S. 23-79) Karya Bölgesi’nde üretilen tuzun göz merhemi ve sıva işlerinde kullanıldığını belirtmiştir.


İki dilde yazılmış kitabe. Kaunos buluntusu     Mısır-Kuzey Sakkara, Karca yazılmış grafittolar

Mısır kaynakları, antik dönemde Karyalıları denizden gelen tunçtan adamlar olarak isimlendirmişlerdi. Sümer kaynakları ise, Batı Anadolu’da yaşayan halkı güneş bahçesinde yaşayan insanlar olarak adlandırmışlardı. Karya Bölgesi, doğal güzellikleri ve hırçın arazi yapısı ile her dönemde bu topraklar üzerinde yaşayan insanlara sonsuz bir bereket sunmuştur. Özellikle Menderes Nehri ve onun güney yönünde kalan topraklar (Milas ve Bafa Gölü çevresi) Karyalıların egemen olduğu yerlerdi. Bu nedenle, ayrıca Hitit kaynaklarında adı geçen “Arzava Ülkesi” Güney Batı Anadolu’dan başka bir yer değildir. Eski Helen kaynaklarında da Karyalılar, Lelegler ve Pelasglar ile birlikte bu bölgenin egemen ve yerli halkı olarak geçmektedir. Tarihçi Homeros da İlyada “Troya savaşında”, Kral Priamos’un yanında Akalara karşı savaşmış olan Karyalıları Asya kökenli bir ulus olarak belirtmektedir. Ayrıca, dünyanın en eski Tümülüslerinden biri olarak bilinen Dardanos Tümülüsü’nde (M.Ö. VI. yy.) açığa çıkarılan buluntular ve üç adet kitabe bu anlamda çok önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle 2 no’lu kitabede belirtilen “Bu KAR’ın oğlu ONYENADES’tir” ifadesi oldukça ilgi çekicidir. Burada ki Kar sözcüğü büyük bir olasılıkla Karyalılarla ilgili bir sözcüktür. Herodotos ise, Karyalıların Mısır’da paralı asker olarak görev aldıklarını yazmaktadır. Karyalılar, Karya bölgesinde ki sert ve hırçın doğa yapısına uygun olarak savaşçı yapılarını kendilerine meslek edinmiş ve çoğu kez paralı asker olarak yabancı ulusların ordularında görev almışlardır. Mısır ordusunda görev alan Karyalı ücretli askerlerin Mısır’daki kayalara oydukları kimi özel işaretler de bu anlamda çok önem taşımaktadır.

Karyalılar Mısır’da Firavun I Psammetikos dönemi dışında, Pers İmparatoru Kyros Döneminde de Pers donanmasında paralı asker olarak görev almışlardı. Bu nedenle Mısır kaynaklarında Anadolu’nun en ilginç ve cengâver kavimleri arasında sayılmakta, üstün yetenekleri sayesinde, Mısır Firavunlarının gözde birlikleri arasında yer almışlardı. Firavun I Psammetikos (M.Ö. 664 – 610) Karyalıları Nil Deltası’na yerleştirip onlara toprak vermiştir.

Milas-Damlıboğaz Köyü buluntusu      Karya Bölgesi, Olasılıkla Milas Bahçeburun Köyü buluntusu

Geçmişte serüvenler yaşayan Karyalılar, günümüzde Ege’nin güney batı kıyılarında ve iç kesimlerde oldukça sakin ve üretken bir toplum olarak yaşamını sürdürmektedir. Bafa Gölü ve sahillerde çoğunlukla yeni hayat tarzını (turizm) benimsedikleri gibi ancak eskinin alışkanlıklarını ve yaşam biçimini günümüzde de büyük bir özenle ve severek sürdürmeye çalışmaktadırlar. Özellikle Milas çevresinde ki köylerde (Çomakdağ, Kapıkırı ve Bafa Gölü çevresi) geçmişteki yaşam biçiminin en güzel örneklerini görmemiz olanaklıdır. Bu dağlarda ki Yörük kızları, gelinleri ve kadınlarının özel günlerde başlarına bağladıkları değişik renk ve motifli tülbentleri ve takıları, bizlere halen eski günlerin yaşamını günümüze taşıyan geçmişin canlı örnekleri gibidir. Bu nedenle, Labranda da gezerken tanrı Zeus’un, Çine de gezerken Marsiyas’ın ve Bodrum’da bir çay içerken Ada’nın nefesini ve sesini kulaklarınızda hissedebilirsiniz. Latmos ve Herakleia’da, yorgunluğunuzu atmak için bir taşa sırtınızı dayayıp oturduğunuzda, Bafa Gölünün esintileri kayaların arasında dolandığında o anda binlerce yıllık bir yaşamın kulaklarınıza ve ruhunuza yansımasının sesini duyar gibi olursunuz.

Büyük Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlar sonucu denizin dolması ile oluşan Bafa Gölü ve çevresi Geç Geometrik Dönem ve takip eden yıllarda çok farklı bir yaşam biçimine kavuşur. Bu yaşam biçimi bugün bile köylerin Bafa Gölüne bakan kıyılarında ve göl içinde yer alan kayalara oyulmuş mezar kalıntılarını gördüğümüzde insanın geçmişi ile yaşamı arasında hüzünlü bir bağı gözlerimizin önüne serer.

Krater, Karya Bölgesi, Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonu

 

Anadolu'nun, özellikle Milas'ın yok olan güzellikleri. Bacalar, Milas evlerinin en güzel simgeleri arasında sayılabilir.

 

Bafa Gölü gün batımında. İnsanlar ve mezarlar göldeki yaşamın kalan örnekleri.

Ege Denizi’nden koparak oluşan Bafa Gölü, binlerce yıldan bu yana çevresinde yaşayan insana, doğal ürünleri ile bol ve rahat bir yaşam olanağı sunmuştur. Antik dönemde olduğu gibi günümüzde de “yakın zamana kadar” balık yörede yaşayan insanların temel geçim kaynağıdır. Ancak üzülerek belirtmek gerekirse, son yıllarda göle salınan farklı bir balık türü (İsrail Sazanı) ve zeytinyağı fabrikalarının atıkları, her türlü canlıyı ve yaşamı oldukça tehdit eder bir duruma gelmiştir. Yapılan incelemeler sonucu, İsrail Sazanı diğer canlıları hızla yok etmiş ve bu gelişme göldeki yaşamı her yönü ile son derece olumsuz yönde etkilemiştir. Ayrıca; son iki yıldır, gölün güney kıyısındaki yol çalışmaları göl çevresinde ki yaşamı (turizm açısından) olumsuz etkilemiştir. Bu hatta yer alan yüzlerce balıkçı ve diğer işletmecinin yaşam koşulları her geçen gün biraz daha zorlaşmaya başlamış, göl üzerindeki baskı olumsuz yönde artmıştır.


Sonsuzluğa giden yolda göldeki mezarlar. Milas-Çomakdağ. Yaşamın, çok eski yıllardan bu yana çok fazla değişmeyen köylerinden biri.

Bafa Gölü ve çevresini bütün güzellikleri ile gelecek nesillere aktarmak istiyorsak bu güzellikleri azami ölçüde korumamız gerekmektedir. Atıklar yüzünden kirlenen göl buradaki doğal yaşamı tamamıyla olumsuz yönde etkileyecek boyutlara ulaşmıştır. Yakın zamana kadar göl kıyısında bulunan balık lokantalarında bulunabilen yılan balığına günümüzde oldukça nadiren rastlanmaktadır. Geçmişin Karyalıları, bizlere yüksek kültür ve sanatlarının eşsiz ürünlerini bıraktılar; acaba bizler burada gelecek kuşaklara ne bırakacağız.


18 yüzyıla ait Milas Halısı, İstanbul.   18 yüzyıla ait Milas Halısı, İstanbul.

 

Milas. Elektron Stater, M.Ö. 500 Bodrum.           Karya Satrabı Piksodaros'a ait altın sikke, M.Ö. 341-336

 

Adil EVREN – Arkeolog

Kaynaklar

1- A. M. Mansel. “Ege ve Yunan Tarihi”. Ankara 1963

2- Aşkıdil Akarca. “Mylasa Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi”. İstanbul 1955

3- Aşkıdil Akarca. "Beçin Altındaki Eski Çağ Mezarlığı”. Belleten 137. 1971

4- Abuzer Kızıl. “Uygarlıkların Başkenti Milas”. Milas 2002

5- Adil Evren. “Efes Müzesi’ndeki Karya Bölgesi Kapları”. İstanbul 2000.

6- Azra Erhart. “Mitoloji Sözlüğü”. İstanbul 1972

7- Bilge Umar. “Karia”. İstanbul 1999

8- C. C. Küçükeren. "Ege’de Bir Anadolu Uygarlığı-KARİA", İstanbul

9- Coşkun Özgünel. “Karia Geometrik Seramiği”. TTK VI. Ankara 1979

10- Coşkun Özgünel. “Dirmil’de (Gökçebel) Bulunmuş Geometrik Kaplar”. Belleten 157.1976

11- Dagmar Aversano-Schreiber. “Artemis Ephesia’nın Takılar-Efes Artemisionu”. İstanbul 2008.

12- Ekrem Akurgal. “Anadolu Uygarlıklar”. İstanbul 1988

13- Koray Konuk. “Karun’dan Karia’ya – Muharrem Kayhan Koleksiyonundan Erken Anadolu Sikkeleri”. İstanbul 2003.

14- Kenan Erim. “Aphrodisias”. Net Turistik Yayınları. İstanbul 1992

15- Mehmet Ateş. “Turkish Carpets”. İstanbul 1995

16- Sedat Alp. “Hitit Güneşi”. Ankara 2003

17- Strabon . "Geographika”. A ve S. Yayınları. İstanbul 2000.

 

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

 
Copyright © 2017 | Bafa Gölü | Powered by minibilisim.com.tr