Zamanın Durduğu Yer: Herakleia Yazdır E-posta

Bodrum yolunda keşfedilmemiş tipik bir Karya kenti olan Herakleia, antik kalıntıları, göl manzarası ve leziz yılanbalığıyla bilinmeyen bir hazine.

Tuhaf bir yerdir Bodrum. Herkes sever; sanatçı, tornacı, ev kadını, ünlü, magazinci, belgeselci, tarihçi... Her kesimden insanı çeken bir tarafı vardır. Arabayla gidenler bilir; Söke’den sonra Bafa Gölü’nün yanından geçilir Bodrum’a giderken. Ardından Milas ve sonunda Halikarnas Balıkçısı’nın dizelerinin yazıldığı levhayla Bodrum Kalesi karşılar yolcuları.

Benim için Bodrum’a gelişin simgesi Bafa Gölü’ydü. Havalimanının olmadığı, yolların saatler sürdüğü günlerde Bafa Gölü’nü görünce “Geldik!” derdik. İki saatlik yolumuz kalırdı çünkü geriye. Ama burada durmayı akıl edemezdik. Ne de olsa toyduk, aklımız Bodrum’un güneşinde, eğlencesindeydi! Yıllar sonra öğrendim yanından umarsızca geçip gittiğimiz yerde ne büyük bir zenginlik olduğunu...

Latmos’un eteklerinde
Aslında hafif tuzlu bir göldür Bafa. Yaklaşık 2 bin yıl önce deniz olan bölge Büyük Menderes Nehri’nin getirdiği alüvyonlarla dolunca, Söke Ovası ve ardından Bafa Gölü oluşmuş. Bu nedenle hâlâ hem deniz hem de göl özelliği taşır Bafa. Devlet Su İşleri’nin 1985’te yaptığı set yüzünden doğanın kendi kendine oluşturduğu muhteşem denge bozulmuş ve Bafa Gölü, çevre felaketleriyle anılır hale gelmiş. Bilimadamlarına danışmanın gereksiz görüldüğü ülkemizde, zeki ve her şeyi bilen (!) arkadaşlar sayesinde göle gelen tatlısu akışı kesilmiş ve göl aşırı derecede tuzlanmış. Bunun sonucunda binlerce tatlısu balığı hayatını kaybetmiş.

Gölün bir diğer özelliği de oldukça eski yerleşim bölgesi olması. Yıllar önce Bodrum’la ilgili çektiğimiz bir belgesele hazırlanırken bu farklılığı keşfetmiş, ancak merak etmeme rağmen çekim alanımızın dışında kaldığı için gidememiştim. Özellikle de Kapıkırı (Herakleia) Köyü’ne...

Bu köyün de geçen haftaki yazımda bahsettiğim Afyon’un Ayazini Köyü gibi tarihle iç içe yaşayan bir köy olduğunu biliyordum. Bu tarz yerleşim alanları çok değerlidir ve dünyada eşine az rastlanır. Bu, köyde kesintisiz bir yaşam olduğunun göstergesidir. Kaç yıllık yaşam mı? Köyün yukarısındaki Latmos Dağı’nda bulunan duvar resimlerine bakılırsa, yaklaşık 10 bin yıllık... Bunun örneği dünyada sadece birkaç yerde görülebilir. Bu yüzden mutlaka gidilmesi gereken bir yer Bafa, yani Latmos Gölü’nün kıyısındaki Kapıkırı Köyü ya da namı diğer Herakleia…

Aslında hiçbir dönemde çok büyük bir şehir olmadı Herakleia. Etrafındaki büyük şehirlerin (Milet, Didim, Halikarnas, vs.) gölgesinde kaldı hep. Tipik bir Karya kenti olarak gözlerden uzak yaşadı. Halikarnas’ın kibirli (ama tam da bu yüzden dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi’ni yaptıran) kralı Mausolos döneminde gerçek anlamda bir yerleşke oldu. Şehri korumak için yapılan kale ve sur duvarları hâlâ ayakta. Bu gözden uzak gönülden ırak hali, şehrin bu günlere gelmesinde önemli bir etken. Herakleia için büyük savaşlar yapılmadı hiç. Sardes’in, Xantos’un düştüğü durumlara düşmedi. Zira savaş, yıkım demekti. Bir de gölün ortasındaki adalar ve dağa yapılan manastırlarla tam bir keşiş bölgesi oldu. Uhrevi hale gelen bölgeye kimse dokunmaz oldu. İşte “Nasıl oldu da bu zamana kadar böyle kalabildi?”nin kısa açıklaması böyle...

Herakleia, ziyaretçisine önce şu soruyu sordurabilir: “Aman canım, bu kadar anlatacak ne varmış burada?” Fakat birazcık özveri ve zahmet karşılığında, unutulmaz deneyimler bırakabilir hafızanızda. Herakleia’yı gezerken tek yapmanız gereken, bu küçük köyde doğru adreslere gidip doğru kişileri bulmak, ki bu bile ayrı bir heyecan katıyor ruhunuza. Sonra bırakın onlar sizi yönlendirsin yörenin en güzel yerlerine.

Tapınak içinde bir ilkokul
Bafa Gölü’ne yüz çevirmiş kalesinin haşmetiyle size “Merhaba” diyen Kapıkırı Köyü’ne girer girmez, farklılık hemen dikkat çekiyor. Her yer arkeolojik kalıntılarla dolu. Evlerin önünde sütun parçaları... Geçmişin kim bilir hangi anıtsal binasının girişini süsleyen bu sütunlar, şimdi evlerin verandasını oluşturuyor.
Şehir Meclisi’ni gezmek isterseniz, komşu teyzeden izin alın; zira meclis, evinin bahçesinde bulunuyor. Ona meclisin göbeğinde çamaşırlarını asarken rastlayabilirsiniz.

Kentin anıtsal yapılarından Athena Tapınağı ise muhteşem bir göl manzarası sunuyor. Tapınağın önünde agora, agoranın içinde de köyün ilkokulu! Yani bir yanınız tapınak, diğeri agora ve bir diğeri de ilkokul!
Günbatımında kaleye çıkın ve manzara nasıl bir şeymiş görün! Bafa Gölü üzerindeki adacıklar, Türkiye ’nin en güzel günbatımı karelerinden birini önünüze seriyor adeta.

Kıyıda bekleyen balıkçılarla anlaşarak keyifli bir göl turuna çıkın muhakkak. Hele bu zamanlarda yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan adaların etrafında dolaşarak (yaklaşmak yasak, çünkü bu kuşların çoğu koruma altında) ilginç bir deneyim yaşayabilirsiniz. Ayrıca bu gölden çıkan ve özel odun fırınlarında iste pişirilen yılanbalığının tadının da damağınızda kalacağı garanti.

Türkiye ’nin en iyi yürüyüş rotalarından Bafa Gölü’nün kenarında uzun bir trekking deneyimi de yaşamadan ayrılmayın yöreden. Düşük nem oranıyla sağlık kaynağı olan bölgenin yüzlerce yıllık zeytinyağı üreticisi olduğunu da unutmayalım. Organik biçimde yetişen zeytin ağaçlarından çıkarılan zeytinyağını, 2600 yaşında olduğu söylenen ‘ Türkiye ’nin en yaşlı zeytin ağacı’nın gölgesinde tadın.

Halkın antik şehirle uyumu

Latmos Dağı’na doğru rehberler eşliğinde yapacağınız zorlu yolculuklarda, en az 8 bin yıllık olduğu tahmin edilen duvar yazılarını da görmelisiniz. Ancak tek başınıza yola çıkmaya kalkmayın. Zira yol, hem tehlikeli hem de kaybolma riski çok yüksek.

İnsanın huzura ve kafa dinlemeye ihtiyacı olduğunda mutlaka uğraması gereken bir yer Kapıkırı Köyü. Birçok kişinin düşündüğünün aksine, köyün antik yerleşimle iç içe olması ise gayet sempatik bir durum aslında. Yöre insanı, bir yerden göç edip bu köye yerleşmemiş. Onlar zaten buradaymış. Antik şehri de zaten dedeleri kurmuş. O yüzden burada bu şekilde yaşamaları bence bir zenginlik. Sınırlı eğitimlerine rağmen köylüler, içinde yaşadıkları zenginliğin farkında ve gururla köylerine hem Kapıkırı hem de Herakleia diyebiliyorlar. Bu bile büyük bir zenginlik değil mi?

‘Kitlesel turizmden çok uzakta’

ORHAN SERÇİN (İşletmeci ve rehber): Kapıkırı’nın en güzel özelliklerinden biri de yöre halkının işlettiği butik oteller. Yüksek doğa ve tarih koruma bilincine sahip işletmeciler, gelenlere rehberlik hizmeti de sunuyor. Yemekler, köyden toplanan ürünlerle yapılıyor. Yılanbalığı ve yörenin zeytinlerinden çıkarılan zeytinyağı, benim favorilerim. Bu işletmelerden biri de ailesiyle birlikte Agora Pansiyonu’nu işleten, bölgeyi avucunun içi gibi bilen Orhan Serçin. Serçin, tutkunu olduğu yöreyi şöyle anlatıyor:

“Hititlerin Ege kıyılarındaki sayılı izlerinden birini taşıyan Latmos Dağları, kitlesel turizmden uzak, tamamen doğa ve tarih düşkünü insanların buluşma noktası. Alternatif turizmin sayılı merkezlerinden Latmos Dağları ve Bafa Gölü’nde yapılacak aktiviteler, hava şartlarına bağlı olduğu için, mart ayının başlarından hazirana kadar sürüyor. Yöre halkı olarak Zeus’un doğadaki nimetlerini iyi bildiğimizden, sezonuna göre ekolojik ot ve sebzeleri toplayıp yaparız yemeklerimizi. Bunların çoğunluğunu sarmaşık tilkimen, sarı ot, iğnelik, vb. yerel otlar oluşturur. Ayrıca 25 yıldır bölgenin dünyaya tanıtılması için de gönüllü olarak çalışıyoruz.”

Kaynak: www.radikal.com.tr, Vedat ATASOY, 03/06/2012

 
Copyright © 2017 | Bafa Gölü | Powered by minibilisim.com.tr